İsim hakkına yapılan tecavüzün önlenmesi istemi, Görevli mahkemenin belirlenmesi

vioft2nnt8|2000BDFC6638|yunusbirbilen|tbl_sayfa|metin|0xfdff2871020000009d04000001000200

Sendika isminin yeni kurulan başka bir sendika tarafından kullanılması nedeni ile isim hakkına tecavüz önlenmesi istemi, Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmesi.

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2021/11835

Karar Numarası: 2021/16749

Karar Tarihi: 21.12.2021

İSİM HAKKINA YAPILAN TECAVÜZÜN ÖNLENMESİ İSTEMİ

GÖREVLİ MAHKEMENİN BELİRLENMESİ

DAVA DOSYASININ GÖREVLİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİ

DAVA ÖZETİ: 

Dava, bir kişilik hakkı olarak adın korunması bağlamında isim hakkına yapılan tecavüzün önlenmesi istemine ilişkindir. Dava Türk Medeni Kanunu kapsamında adın korunmasına ilişkin olup uyuşmazlık Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’ndan kaynaklanmadığından, somut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açıktır. Bu itibarla mahkemece görevsizlik sebebiyle davanın usulden reddi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler maddesinde öngörülen usul dahilinde dava dosyasının görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

BÖLGE ADLİYE

MAHKEMESİ : ... 30. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : TESPİT

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili özetle, müvekkil Sendikanın 27.02.2014 tarihinde kurulduğunu ve 6 yılı aşkın süredir İşkolları Yönetmeliğinin 17 nolu Sağlık ve Sosyal Hizmetler işkolunda faaliyet gösteren Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu bünyesinde yer alan, saygın ve köklü bir kuruluş olduğunu, müvekkili Sendikadan sonra kurulan ve neredeyse aynı ismi taşıyan davalı “... " Sendikasının bu ismi edinmesi ve kullanmasının kanuna, yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini, davalı Sendikanın tüm platformlarda “... Sağlık-Sen’’ ismini kullandığını, müvekkili sendikanın isim hakkının açık ve şüpheye mahal vermeyecek şekilde ihlal edildiğini, müvekkili Sendikanın isim hakkının ihlali niteliğindeki sataşmanın önlenmesi gerektiğini, müvekkili ... Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikasının (... Sağlık-İş) 27.02.2014 tarihinde kurulduğunu, davalı Sendikanın müvekkili Sendikadan daha sonraki bir tarihte kurulduğunu, sendika isimlerinin birbirine bu denli yakın olmasının karışıklıklara neden olduğunu, işçilerin üye olmak istediklerinde hataya düşme ihtimalinin çok yüksek olduğunu, işçilerin çoğu zaman hataya düştüğünü, yapmış oldukları yanlış sendika üyeliklerinin toplu iş sözleşmesinden yararlanma konusunda telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına sebebiyet verdiğini, isim benzerliği hususunun haksız rekabete yol açtığını, müvekkili Sendikanın T.C Sağlık Bakanlığı ve bağlı işyerlerinde, T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve bağlı işyerlerinde ve ülke çapında birçok üniversite hastanesinde toplu iş sözleşmesi yapan, yapmaya yetkili olan sendika olduğunu, ancak işçilerin toplu iş sözleşmesinden faydalanmak için yetkili olan müvekkili ... Sağlık-İş Sendikasına üye olmak isterken isim benzerliği sebebi ile davalı ...-Sen Sendikasına üye olduğunu, isim benzerliğinin, 17 nolu Sağlık ve Sosyal Hizmetler işkolunda bu denli büyük STK olan müvekkili sendikanın hitap ettiği kitlesel işçi yoğunluğundan davalı sendikanın haksız yere nemalanmasına sebebiyet verdiğini, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun “Diğer Kanunların Uygulanması” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında “Kuruluşlar hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 4721 sayılı Kanun ile 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı almayan hükümleri uygulanır.” denildiğini, 6356 sayılı Yasada isim hakkının korunmasına yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığını, Ancak 4721 sayılı Yasanın 26. maddesinde isim hakkının korunmasının düzenlendiğini, anılan maddenin “Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir. Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise aynca maddi zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir” şeklinde düzenlendiğini, işçilerin toplu iş sözleşmelerinden yararlanması sendika üyeliği ile mümkün olduğundan, işçilerin ilk bakıldığında ayırt edilmeyecek şekilde ismi müvekkili sendikaya benzeyen davalı sendikaya üye olmaları durumunda telafisi mümkün olmayan zararlara uğrayabildiğini, sistem üzerinde bu durumu ayırt etmekte zorlanacak yahut teknolojiyi yeteri kadar kullanamayan bir işçinin isim benzerliği ile davalı Sendikaya hatalı üyelik yapmasının kaçınılmaz olduğunu ileri sürerek davalı tarafça isim hakkına yapılan tecavüzün önlenmesine ve bu isimle yapılan faaliyetlerin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

İstinaf başvurusu:

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir.

Dava şartları ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114 üncü maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin birinci fıkrasının (c) bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, ... 2017, s. 930).

Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, ... 2016, s 190).

Bu noktadan hareketle, uyuşmazlık yönünden görevli mahkeme kavramının açıklanması da gerekmektedir.

Genel anlamda bir mahkemenin görevi belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir. Bilindiği üzere, ilk derece mahkemeleri genel mahkemeler ve özel mahkemeler olarak ikiye ayrılmışlardır. Hangi davalara özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı hususuna görev, bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir. Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğretide ve uygulamada duraksama yoktur. Genel mahkemelerin bakacakları davalar, belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer.

Buna karşılık özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Diğer bir ifadeyle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup özel kanunlarda belirtilen davaları yürütür.

Yukarıda belirtildiği üzere, göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup HMK’nın 114/1-c maddesine göre mahkemenin görevli olması dava şartıdır. HMK’nın 115 inci maddesine göre ise dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Diğer taraftan görevsiz mahkeme davanın esası hakkında karar veremez. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukukî ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukukî niteleme yapılmalı ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa davanın usulden reddine karar verilmelidir. Bu durumda kararda görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu belirtilmeli ve dava dosyasının bu görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir (HMK m.20).

HMK’nın “Asliye hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 2 nci maddesi de;

“(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.”

Şeklindedir.

İş Mahkemelerinin görevi ise 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5 inci maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm ise;

“(1) İş mahkemeleri;

a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,

b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,

c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara,

ilişkin dava ve işlere bakar.”

Şeklindedir.

Diğer taraftan 6356 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesine göre de “Bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar iş davalarına bakmakla görevli ve yetkili mahkemelerde görülür.”

Bu genel açıklamalar ışığında somut uyuşmazlıkta görevli mahkeme belirlenmelidir.

Dava, bir kişilik hakkı olarak adın korunması bağlamında isim hakkına yapılan tecavüzün önlenmesi istemine ilişkindir.

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 2/1-ğ maddesinde sendikalar “İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır.

6356 sayılı Kanun’da bir tüzel kişi olarak sendikaların isim hakkına yapılan saldırının önlenmesine dair bir düzenleme yer almamaktadır. 6356 sayılı Kanun’un 80 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de “Kuruluşlar hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 4721 sayılı Kanun ile 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.”

Diğer taraftan tüzel kişiler bakımından da kişiliğin korunması bakımından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) genel hükümlerinin uygulanması gerektiği de açıktır.

4721 sayılı TMK’nın “Adın korunması” başlıklı 26 ncı maddesi ise;

“Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.

Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.”

Şeklindedir.

Belirtilen kanuni düzenlemelere göre, dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 26 ncı maddesi kapsamında adın korunmasına ilişkin olup uyuşmazlık 6356 sayılı Kanun’dan kaynaklanmadığından, somut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açıktır. Bu itibarla mahkemece görevsizlik sebebiyle davanın usulden reddi ve HMK’nın 20 nci maddesinde öngörülen usul dahilinde dava dosyasının görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesi isabetsizdir.

Anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

legalbank.net



Şimdi Ara
Hemen Sor